Göbeklitepe

Koordinatlar: 37°13′22.81″K 38°55′20.51″D / 37.2230028°K 38.9223639°D / 37.2230028; 38.9223639

Arkeolojik Höyük
Adı: Göbekli Tepe
il: Şanlıurfa
İlçe: Haliliye[1]
Köy: Örencik
Türü: Kutsal alan
Tescil durumu: Tescilli[2]
Tescil No: 422
Tescil Derecesi: I. Derece Arkeolojik Sit
Tescil tarihi: 27.09.2005[2]
Araştırma yöntemi: Kazı
Dönem: Çanak Çömleksiz Neolitik A - B
Tarihlendirme: MÖ 10.000 – 8.000
2011 kazı sezonu sonunda genel görünüm

Göbeklitepe ya da Göbekli Tepe, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km. kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında[3] yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur.[4] Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10 – 12 dikilitaş yuvarlak planda dizilmiş, araları taş duvarla örülmüştür. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartma ya da oyularak betimlenmiştir.[5] Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun, bir öykü, bir anlatım ya da bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[6] Hayvan motiflerinde boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördekleri ve akbaba en sık görülen motiflerdir.[5] Bir yerleşim değil, kült merkezi olarak tanımlanmaktadır. Buradaki kült yapılarının üretime geçiş aşamasına – tarım ve hayvancılığa- yakın olan son avcı grupları tarafından inşaa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.[7] Diğer anlatımla Göbekli Tepe, çevredeki oldukça gelişmiş ve derinlik kazanmış bir inanç sistemine sahip olan avcı – toplayıcı gruplar açısından önemli bir kült merkezidir.[8] Bu durumda bölgenin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın (PPN, Pre-Pottery Neolithic) A evresine (MÖ. 9.600 – 7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir.[5] Bununla birlikte Göbekli Tepe'deki en eski faaliyetleri tarihlendirme olanağı şimdilik yoktur, fakat bu anıtsal yapılara bakıldığında Paleolitik Çağ'a kadar uzanan, birkaç binyıl daha eskiye, epipaleolitike kadar giden bir tarihçesi olduğu düşünülmektedir.[4][9] Göbekli Tepe'nin bir kült merkezi olarak kullanımının MÖ 8 bin dolaylarına kadar devam ettiği, ve bu tarihlerden sonra terk edildiği, başka ya da benzer amaçlarla kullanılmadığı anlaşılmaktadır.[10]

Tüm bunlar ve kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal mimari, Göbekli Tepe'yi eşsiz ve özel yapmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 15.04.2011 tarihinde Dünya Mirasları'na aday gösterilmiştir.[6]

Tüm bu dikilitaşlar, stilize insan heykelleri olarak yorumlanmaktadır. Özellikle D yapısı merkez dikilitaşlarının gövdesinde bulunan insan el ve kol motifleri, bu konudaki her türlü şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla "dikilitaş" kavramı, işlev belirtmeyen yardımcı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Esasen bu "dikilitaş"lar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontulardır.[11]

Buradaki kazılarda çıkartılan bazı heykel ve taşlar Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.[12]

Konum ve çevre

Ovaya bakış

Tepede ziyaret edilen bir yatır bulunması dolayısıyla yerel olarak ‘’Göbekli Tepe Ziyareti’’ olarak bilinen[13] yükselti, yaklaşık 1 km. uzunluğundaki bir kireç taşı plato üzerinde, 300 x 300 metrelik bir alanı kaplayan 15 metre yükseklikte bir tepedir. Platoda kült yapılarının yanı sıra taş ocakları ve işlikleri bulunmaktadır.[9][14]

Buluntuların ortaya çıkarıldığı alan, batısında sarp kenarlı bir sel yatağı bulunan, kuzeybatı – güneydoğu yönünde uzanan, aralarında hafif çökmeler bulunan, çapı 150 metre kadar olan kırmızı toprak yükseltiler grubudur. En yüksek iki tepecikte mezarlar ortaya çıkarılmıştır.[13]

Tepe üzerinden kuzey ve doğuya bakıldığında Toros Dağları ve Karaca Dağ etekleri, batıya bakıldığında Şanlıurfa platosu ile Fırat ovasını ayıran dağ silsilesi, güneye bakıldığında ise Suriye sınırına kadar Harran Ovası görülmektedir. Bu konumuyla Göbekli Tepe'nin çok geniş bir bölge görülebildiği gibi kendisi de çok geniş bir bölgeden görülebilmektedir.[9] Bir kült yapıları grubu inşaa etmek için burasının seçilmesinde muhtemelen bu özelliğin etkisi olmuştur. Diğer yandan böylesi anıtsal yapılar için çok kaliteli taş kaynağına ihtiyaç duyulduğu açıktır. Gerçekten Göbekli Tepe'de kullanılan kireç taşı, her yerde bulunmayan oldukça sert bir taştır. Bugün bile bölgedeki en kaliteli kireç taşı olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla Göbekli Tepe Platosu'nun seçilme nedenlerinden biri de bu olsa gerekir.[15]

Urfa bölgesinde Urfa – Yeni Mahalle, Karahan, Sefer Tepe ve Hamzan Tepe gibi merkezlerde T biçiminde sütunların yüzeyde bulunduğu, Nevali Çori'de kazılarda da benzer mimari ögelerin ortaya çıkarıldığı, dolayısıyla Göbekli Tepe'nin bu merkezlerle ilişkili olabileceği ileri sürülmektedir. Söz konusu merkezlerde saptanan sütunların Göbekli Tepe'de ortaya çıkarılanlardan daha küçük (1,5 – 2 metre) olduğuna da dikkat çekilmektedir.[16] Sonuç olarak Urfa bölgesinde Göbekli Tepe'nin tek inanç merkezi olmayabileceği, birkaç inanç merkezinin daha olduğu görüşü ortaya atılmaktadır.[17] Fakat bu noktada önemli olan konu, diğer yerleşimlerde daha küçük boyutlu dikilitaşların Göbekli Tepe'nin daha geç tabakası ile benzerlik göstermesidir.[6]

Araştırma ve kazılar

Kazı çalışmaları sırasında

Göbekli Tepe, 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi'nce yürütülen “Güneydoğu Anadolu Tarihöhcesi Araştırmaları Projesi” (Prehistoric Research in Southeastern Anatolia) yüzey araştırmaları sırasında tespit edilmiştir.[13] Olağan – doğal görünmeyen birkaç tepe, insan eliyle yapıldığı kesin olan binlerce kırık çakmaktaşı döküntüyle kaplıydı.[18] Yapılan yüzey araştırmaları sırasında höyüğün yüzeyinden toplanan buluntulara dayanılarak burasının Biris Mezarlığı (Epipaleolitik) ve Söğüt Tarlası 1 (Paleolitik ve Epipaleolitik), Söğüt Tarlası 2 (Çanak Çömleksiz Neolitik) gibi bölgenin önemli yerleşimlerinden biri olabileceği sonucuna varılmış ancak başkaca bir çalışma yapılmamıştır.[13] Bölgeden ilk kez, 1980 yılında yayımlanan Peter Benedict’in "Survey Work in Southeastern Anatolia" adlı makalesinde söz edilmiştir. Ancak yine de üzerinde durulmadı.[10] Daha sonra 1994 yılında Heidelberg Üniversitesi’nden Klaus Schmidt tarafından bölgede bir araştırma daha yapılmıştır. Ancak o zaman sitenin anıtsal karakteristiği ve buna bağlı olarak arkeolojik değeri dikkati çekmiştir.[6]

Kazı çalışmaları ise 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden (DAI) Harald Hauptmann bilimsel danışmanlığında yapılan yüzey araştırmasından sonra başlatılmıştır. Hemen ertesinde yine Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Klaus Schmidt bilimsel danışmanlığında kazılar başlamıştır. 2007 yılından itibaren ise kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu kararlı kazı statüsüyle ve yine Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Prof. Dr. Klaus Schmidt'in başkanlığında devam ettirilmiştir.[19] Projeye Alman Heidelberg Üniversitesi Tarihöncesi Enstitüsü de katılmıştır.[13] Yıllarca sürdürülen ayrıntılı kazı çalışmaları, Neolitik Devrim'i ve hazırlayan koşulları yeniden yazmayı sağlayacak güvenilir bilimsel sonuçlar sağlamıştır.[6]

Tabakalanma

Kazı çalışmalarıyla Göbekli Tepe’de dört tabaka verilmektedir. En üstteki I. Tabaka yüzey dolgusudur. Diğer üç tabaka ise

Tabaka, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ B evresine tarihlenmektedir. Dikilitaşlı ve dörtgen planlı yapılar ortaya çıkarılmıştır. Söz konusu yapıların, çağdaşı olan Nevali Çori’deki tapınakla benzerliklerinde dolayı aynı şekilde kült yapıları olduğu sonucuna varılmıştır. Bu tabakanın tipik yapısı olarak kabul edilen “Aslanlı Yapı”’da dört dikilitaştan ikisi üzerinde birer aslan kabartması görülmektedir.[19][20]
Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ A – B geçiş evresi olarak tarihlenen bu tabakanın yapıları yuvarlak ya da oval planda inşaa edilmiştir.[19][20]
Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ A evresine tarihlenen en alttaki bu tabaka Göbekli Tepe’nin en önemli tabakası olarak değerlendirilmektedir.[19][20]

Baştan beri kazı çalışmalarına başkanlık eden Klaus Schmidt, ana hatlarıyla, yüzey tabakası dışında II. ve III. Tabakadan söz etmektedir. Schmidt'e göre III. Tabaka, T şeklinde 10 – 12 dikilitaş ve onları içine alan yuvarlak duvarlar ile bunun merkezinde daha yüksek ve karşılıklı yerleştirilmiş iki dikilitaştan oluşan yapılarla temsil edilen tabakadır ve daha eskidir. II. Tabaka ise bir ya da iki daha küçük dikilitaşın yer aldığı, bazılarında dikilitaş yoktur, dörtgen planlı daha küçük ölçekli yapılarla temsil edilir. III: Tabaka'yı Çanak Çömleksiz Neolitik A olarak, II. Tabaka'yı ise Çanak Çömleksiz Neolitik B'nin erken ve orta evresine yerleştirmektedir.[21] Schmidt, III. Tabaka'nın MÖ 10. binyıla, daha yeni tabakanın ise MÖ 9. binyıla tarihlenmesi gerektiğini belirtmektedir.[22] Ancak III. Tabaka'daki henüz ortaya çıkarılmış yapılardan alınan malzemenin radyokarbon tarihlendirmesi, bu yapıların birbirleriyle tam olarak çağdaş olmadığını göstermektedir. En erken tarih D Yapısı'ndan gelmektedir. Bu verilere göre D Yapısı MÖ 10. binyıl ortalarında inşaa edilmiş ve aynı binyılın sonlarında terk edilmiştir. C Yapısı'nın dış duvarı, D Yapısı'ndan daha sonraki bir tarihte, A Yapısı ise her ikisinden de daha sonra yapılmış görünmektedir. Ancak bu değerlendirmeyi tam olarak doğrulamak için daha fazla veri gerektiği de kabul edilmektedir.[23]

Buluntular

Mimari

Göbekli Tepe'de yapılan kazılarda konut olabilecek herhangi bir mimari kalıntıya ulaşılamamıştır. Bunun yerine çok sayıda anıtsal kült yapısı ortaya çıkarılmıştır. Yapılarda kullanılan dikilitaşların çevredeki kayalık platolardan tek parça olarak kesilip işlenerek Göbekli Tepe’ye getirildiği ileri sürülmektedir.[24] Bazılarının boyu 7 metreyi bulmaktadır.[15] Jeofizik araştırmaları, bugüne kadar gün yüzüne çıkarılanlar dahil olmak üzere Göbekli Tepe'deki yapılarda toplam 300'e yakın dikilitaş kullanılmış olduğunu göstermektedir.[25] Bölgede kesilmiş ama işlenmemiş dikilitaşlar bulunmakta olup çevredeki kayalık platolarda, ne amaçla yapıldığı anlaşılamayan bir takım oyuklar ve kazıntılar vardır.[24] Öte yandan çoğunluğu platonun batı kesiminde toplanmış olan yuvarlak ve oval çukurların yağmur sularını toplamak için yapılan bir tür sarnıç olduğu düşünülmektedir. Bu çukurlardan yuvarlak olanlar 1,20 – 3,00 metre arasında derinlik gösterirken oval planlı olanların derinliği 0,50 metredir.[11]

Çevre dikilitaşları ve taş duvar

Dikilitaşların arası çoğunlukla yontularak işlenmiş taşlarla duvar olarak örülmüştür. Duvarın iç yanında boydan boya bir taş seki yer alır. Duvarın yapımında yer yer kırılmış dikilitaşların parçaları ya da civardan toplanan ve yine işlenen taşlar kullanılmıştır. Taşların arasında 2 cm. kalınlıkta balçık harç kullanılmıştır.[15] Dikilitaşların stilize insan heykelleri olduğundan hareketle bu duvarların, insanları bir araya getirdiği söylenebilir.[26] Ancak bu harç ciddi sorunlara neden olmuştur. Her şeyden önce yağmur suları ve rüzgarın neden olduğu aşındırma zarar vermiştir. Diğer yandan çeşitli böcekler için oyuk açılması kolay bir alan oluşturmuştur.[15]

Ortaya çıkarılan yapılardan hiçbirinde bir çatısı olduğunu gösterir buluntu ya da iz yoktur. Diğer değişle bu yapıların birer açık hava tapınağı olduğu anlaşılmaktadır.[26]

III. Tabaka

En önemli buluntuları veren III. Tabakada kazıların ilk yılında dört yapı ortaya çıkarılmış ve A, B, C ve D olarak adlandırılmıştır. Daha sonraki kazı çalışmalarında ise E, F ve G olarak adlandırılan üç yapı daha ortaya çıkarılmıştır.[22] Jeomanyetik ölçümler, bu şekilde en az yirmi anıtsal yapının bulunduğunu göstermektedir.[20] Kazılan bu kült yapılarında ortak mimari özellikler saptanmıştır. Yapıların ana gövdesi büyük boyutlu 10 – 12 dikilitaşın belirli araklılarla dairesel planda dikilmesiyle oluşturulmuştur. Dikilitaşlar işlenmiş taşlardan örülen bir duvarla ve bankla birleştirilmiştir. Bu şekilde iç içe iki duvar örülmüştür ve aralarında bir koridor oluşmuştur. En içteki dairenin merkezinde ise karşılıklı yerleştirilmiş daha büyük boyutlu iki dikilitaş vardır.[20][27] Bu şekliyle merkezdeki dikili taşlar serbestken çevredekiler kısmen duvar ve bank sırası içine gömülmüş durumdadır.[20]

Üzerinde yabani sığır, tilki ve turna kabartmaları yer alan bir dikilitaş

Ortaya çıkarılan yapılardan C ve D yapılarının çapları 30 metre, B yapısının çapı ise 15 metredir. A yapısı ise oval planlıdır ve çapları yaklaşık olarak 15 ve 10 metredir.[24] Bu dört yapının merkezinde yükseklikleri 4 – 5 metre olan (D Yapısı'nın merkez dikilitaşları yaklaşık 5,5 metre yüksekliktedir)[28], kabartma bezemeli, kireç taşından yapılma iki dikilitaş vardır. Aynı şekilde üzerinde kabartmalar olan iç ve dış duvardaki dikilitaşlar ise merkezdekilere bakacak şekilde fakat daha küçük boyutlu, yaklaşık 3 – 4 metre yüksekliğindedir.[24] Merkezlerdeki iki dikilitaş, F yapısı dışındaki diğer yapılarda güneydoğu yönündedir, F yapısında ise yön güneybatıdır.[29]

Tüm bu yapı grubu, Neolitik Çağ içinde bilinçli olarak ve hızla, bir yığınla örtülmüştür. Bu yığın çoğunluğu yumruktan küçük çapta kireç taşı parçalardır. Fakat aralarında, çoğu çakmaktaşından, taş aletler, öğütme taşları gibi insan elinden çıktığı açık olan parçalanmış nesneler de vardır. Diğer yandan çok sayıda kırık hayvan boynuzu ve kemiği bu işlemde kullanılmıştır. Kemiklerin büyük bölümü ceylan ve yabani sığır olarak tanımlanmıştır. Diğer hayvan kemikleri kızıl geyik, onager, yaban domuzudur.[30] Asıl ilginç olanı ise bu dolgu içinde hayvan kemiklerinin yanı sıra insan kemiklerine de rastlanmasıdır. Bunlar da aynı hayvan kemikleri gibi kırılmış küçük parçalar halindedir. Her ne kadar ilk akla gelen yamyamlıksa da, bir ölü gömme uygulaması daha olası görülmektedir. İnsan vücudunun ölümden sonra özel bazı işlemlere tabi tutulması, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'ın Yakın Doğu'sunda birçok kez tespit edilmiş bir gelenektir.[31]

Yapıların hangi amaç ve düşünceyle örttükleri halen bilinmemektedir.[32] Diğer yandan buradaki yapılar bu yığma dolgu sayede günümüze kadar tahribata uğramadan kalabilmiştir.[20] Bu açıdan günümüz arkeolojisi bu yığma dolguya çok şey borçludur. Ne var ki aynı dolgu, yine arkeoloji açısından iki önemli güçlük çıkarmaktadır. Her şeyden önce yığma dolgunun gevşek malzemesi, kazı çalışmaları sırasında ek zorluklar yaratmıştır.[33] Esas zorluk ise radyokarbon tarihlendirmesi sonuçlarının yanıltıcı olabileceği endişesidir. Çünkü bu dolgu atılırken daha yeni parçaların daha altta, daha eski parçaların daha üstte olması mümkün görünmektedir.[34]

C yapısında yaklaşık 10 metre çapında bir çukur, kazıların başlangıcından beri bilinmektedir. Bu yapıdaki kazı çalışmalarında söz konusu çukurun, "merkez dikilitaşların etrafını açmak, daha sonra da bu dikilitaşları parçalamak amacıyla yapılmış olduğu, bu amaca tamamıyla olmasa da dikilitaşları parçalara ayıracak derecede ulaşıldığı" saptanmıştır.[35][36] Öyle ki çukuru açmak için yapılan güçlü vuruşlarla merkez dikilitaşlardan doğudakinin üst kısmı parçalara ayrılarak etrafa dağıtmıştır. Ancak gövde yerinde kalmıştır. Yine de gövdedeki kabartma boğa figüründe, yakılan büyük bir ateşin etkisiyle yoğun kopuntular olduğu görülmektedir. Alanda bulunan çanak çömlek parçalarına bakılarak bu çukurun Tunç Çağı'yla Demir Çağı arasında bir dönemde açıldığı ileri sürülmektedir.[36]

Kazılarla açığı çıkarılan bu kült yapılarından C, D ve E yapısı dışındakilerin tabanları, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a tarihlenen kült yapılarında genellikle görüldüğü gibi[37] terrazzo tekniğiyle yapılmamıştır. Bunların tabanları ana kayanın düz ve pürüzsüz bir şekilde işlenmesiyle elde edilmiştir. Diğer yapılarda taban, terrazzo tekniğiyle, üzeri cilalanan beton sertliğindeki söndürülmüş kireçten yapılmıştır.[38] C yapısındaki merkez dikilitaşlar da ana kayada açılan 50 cm.lik kaide oyuklarına, etrafları küçük taşlar ve balçıkla sıkıştırılarak oturtulmuştur.[39] D Yapısında ise merkez dikilitaşların kaide oyukları 15 cm.dir.[40]

C Yapısı'nın diğerlerinden farklı bir ek yapısı vardır. Güneye bakan giriş kısmında dışarı doğru uzanan bir giriş kısmı görülür. Yuvarlak planlı yapılarda dörtgen planlı giriş kısmı şeklinde tanımlanan dromos görünümündedir.[41]

Ortaya çıkarılan bu tapınaklarda dört tanesinin (A, B, C ve D) en eski olduğu, aşağı yukarı aynı dönemde, günümüzden 12 bin yıl önce inşaa edildiği anlaşılmaktadır.[32] Bu tarihlerden bin yıl kadar sonra benzer kült yapılarının Çayönü, Hallan Çemi ve Nevali Çori’de yapıldığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla Göbekli Tepe, bu yerleşmelerin öncesi görünümündedir.[32]

Bir "dikilitaş"

Bazı dikilitaşlarda, özellikle D Yapısı dikilitaşları üzerindeki insan kol ve el kabartmaları, bu dikilitaşların insan vücudunu temsil ettiği şeklinde yorumlanmaktadır. Yatay parça başı, dikey parça ise vücudu temsil etmektedir. Esasen bu "dikilitaş"lar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontulardır.[42] Her iki geniş yüzey yanlar, dar yüzeyler ise ön ve arka olarak alınmıştır.[43] D Yapısı merkez dikilitaşlarında (Dikilitaş 18 ve Dikiliaş 31), insanı sembolize ettiklerini gösterir başka kanıtlar vardır. Her iki dikilitaşda kolların altında kemer olduğu açık kabartmalar vardır. Kemer tokaları da işlenmiştir. Ayrıca bu kemerler üzerinde aşağıya doğru tilki postundan bir "peştamal"i temsil eden işlemeler görülmektedir.[44] Ancak tüm dikilitaşlarda insanı stilize ediş tarzında cinsiyeti belirtecek herhangi bir unsur görülmemektedir. Açıktır ki sembolize etmede en düşük düzey yeterli bulunmuştur.[45] D Yapısı merkez dikilitaşları oldukça ayrıntılı görünmekte birlikte buradaki sözü edilen peştemal, cinsiyeti örtmektedir. Bununla birlikte kuş uçuşu yaklaşık 48 km. kuzeybatıdaki[46] Nevali Çori kazılarında bulunan kemerli kil figürinlerin hep erkek olmasına dayanılarak bu betimlemelerin de erkek olduğu ileri sürülmektedir.[44]

Sıklıkla dikilitaşların gövde kısmının ön yüzünde iki band halinde uzanan kabartmalar ve uzun bir giysiyi andıran kabartmalar görülmektedir. Bu kabartmaların özel bir giysiyi temsil ettiği ve ritüellerin önemli bir unsuru olduğu, belirli kişiler tarafından giyildiği düşünülmektedir. Bu bağlamda merkez sütunlarının temsil ettiği kişilerin bu ritülellerde önemli bir rol üstlenmiş olmaları gerektiği ileri sürülmektedir. Kazı başkanı Klaus Schmidt'e göre merkezdeki iki dikilitaşın, mitolojide yaygın bir tema olması dolayısıyla ikiz, en azından kardeş olması mümkündür.[45]

Bir çevre dikilitaşı

Yine de en çok görülen motifler insan değil yabanıl hayvan motifleridir. Motiflerde kullanılan yabanıl hayvanlar çok geniş bir çeşitlilik göstermekte ve dönemim, bölgenin faunasıyla örtüşmektedir. Kedigiller, boğa, yaban domuzu, tilki, turna, ördek, akbaba, sırtlan, ceylan, yabani eşek, yılan, örümcek ve akrep bunlardan bazılarıdır.[47] A Yapısı'nda dikilitaşlar üzerindeki kabartmalarda yılan ağırlıklı olarak yer almaktadır. Bu yapıdaki betimlemelerde yer alan 17 hayvan türü içinde en çok kullanılanıdır Sıklıkla ağ gibi birbirine girmiş yılanlar görülür.[48] B Yapısı'nda ise tilki kabartmaları, özellikle merkezdeki iki dikilitaşın ön yüzünde yer alan iki tilki dikkati çekicidir. C Yapısı ise yaban domuzlarına ağırlık verilen yapıdır. Sadece dikilitaşlardaki kabartmalarda değil, taştan oyulmuş heykellerde de bu durum vardır. Ortaya çıkarılan yaban domuzu heykellerinin çoğunluğu bu yapıdan çıkarılmıştır. Ancak bu yapının dikilitaşlarında hiç yılan motifi kullanılmamıştır. Sadece tek bir yılan kabartması, güney kesimde yatay taş levhalardan birinin üzerinde yer almaktadır. D Yapısı'nda ise yaban domuzları, yabani öküzler, ceylanlar, yaban eşekleri, turnalar, leylekler, ibis, ördek ve bir kedigil gibi geniş bir figür çeşitliliği olmakla birlikte yılan ve tilki ağırlıktadır.[49]

Kazı başkanı Klaus Schmidt, kabartma ya da heykel olarak karşımıza çıkan bu hayvanların, insanların günlük yaşantılarında önemli bir rol oynamış olmalarının gerekmediğini, yapılma amacının mitolojik bir ifadeye dayandığını ileri sürmektedir.[50] Diğer yandan dikkati çeken bir konu da tüm bu hayvan motifleri içinde memeli hayvanların hepsinin erkek olarak betimlenmiş olmasıdır.[47] Gerek insan, gerek hayvan motiflerinde dişi, hemen hemen hiç görülmez. Bugüne kadar ortaya çıkan motiflerden sadece biri istisnadır. Aslanlı sütun olarak tanımlanan dikilitaşların arasında yer alan bir taş levhada bir çıplak kadın betimlenmiştir.[50]

Dikilitaşlar üzerindeki kabartmalara oldukça ilginç bir örnek de XXV numaralı dikilitaş üzerindeki kompozisyondur. Kabartmalardan biri cepheden betimlenmiş stilize bir insan kabartmasıdır. "Taşlaşmış bir görüntü" verdiği ifade edilen figürün baş kısmı kafatasına benzer bir yüz ifadesi olarak işlenmiştir. Dikilitaşın parçaları bir araya getirildiğinde insan motifine 25 cm. mesafede 10 cm.lik küçük bir hayvan figürü yer almaktadır. Köpekgillerden olduğu anlaşılan hayvanın dört bacağı, yukarı kalkmış ve gövdeye doğru kıvrılmış kuyruğu görülmektedir.[51]

II. Tabaka

II. Tabaka'da yuvarlak planlı yapılar görülmez, bunun yerine dörtgen planlı yapılara geçilmiştir. Ancak III. Tabaka'daki kült yapılarının ana mimari unsurlarından olan T biçimi dikilitaşlar kullanılmaya devam edilmiştir. Bu tabakadaki yapılar da çoğunlukla kült yapılarıdır. Fakat yapıların boyutları küçüldüğü gibi dikilitaşların sayıca azaldığı, boyutça da küçüldüğü görülmektedir. III. Tabaka'da dikilitaşların ortalama yüksekliği 3,5 metre iken II. Tabaka'da 1,5 metredir.[15]

Küçük buluntular

Kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan, mimari dışındaki küçük buluntuların çok büyük bir bölümünü burada çalışanların kullandığı taş aletler oluşturmaktadır. Bunların hemen hemen tümü çakmaktaşından yapılma aletlerdir. Obsidiyen taş aletler istisnaidir.[52] Bu aletlerde kullanılan obsidiyenin kaynağı çoğunlukla Bingöl A, B ve Göllüdağ (Kapadokya) olarak görülmektedir.[53] Bu aletlerde kullanılan taşların, 500 km. mesafedeki Kapadokya'dan, 250 km. uzaklıktaki Van Gölü'nden, yine 500 km. uzaklıktan, Kuzeydoğu Anadolu'dan olması apayrı bir bilmeceyi oluşturmaktadır.[54] Taş aletler dışında kireç taşından ve bazalttan oyulma malzeme de ele geçmiştir. Bunlar çoğunlukla taş kaplar, taştan yapılma boncuklar, küçük figürinler, öğütme taşları, havanelleridir. Diğer küçük buluntulardan yassı baltalar nefritden ve amphiolitden, takılar ise serpentinden yapılmıştır.[52]

Taş aletler dışında birçok heykel çıkarılmıştır. Bunların bir kısmı kireç taşından yapılmış olağan boyutlardaki insan başlarıdır. Kırıklar, bunların esas heykellerden koptuğunu düşündürmektedir.[48] Heykeller dışında dikkati çeken bir buluntu, 2011 kazılarında ortaya çıkarılan bir "totem" benzeri eserdir. Boyu 1,87 metre, genişliği 38 cm. olan, kireçtaşından oyulmuş totem üzerinde bileşik kompozisyon ve figürler yer almaktadır.[55]

Diğer buluntular

Çıkarılan toprağın incelenmesinde yabani buğday türü Einkorn taneleri bulunmuştur. Tahılın evcilleştirilmiş türlerine ilişkin bir bulguya henüz rastlanmamıştır.[56] Tespit edilen diğer bitki kalıntıları ise sadece badem ve yerfıstığının yabani türleridir.[57] Hayvan kemiklerine ait buluntular ise çok çeşitli hayvana aittir. İçlerinde en çok rastlananlar ceylan, yabanıl sığır, toy kuşu gibi Dicle havzası faunasıdır. Bu çeşitliliğe karşın evcil türlere ilişkin bir bulgu yoktur.[56]

Değerlendirmeler ve yorumlar

Göbekli Tepe'deki kazılara kadar bilim dünyası, göçebe küçük gruplar halinde örgütlendiği düşünülen avcı – toplayıcı toplulukları oldukça basit standartlarda yorumlamıştır. Ancak kazılarda ortaya çıkan, bir kült merkezi olarak anıtsal boyutlarda mimari, büyük taş yontular, sembolik motifler ve stilize edilmiş canlandırmalar, en azından bu bölgedeki toplulukların oldukça gelişkin ve çok yönlü bir sosyal yapıya sahip olmaları gerektiğini göstermektedir. Göbekli Tepe'de ortaya çıkarılan bütün bu buluntular böylesi faaliyetleri gerçekleştirebilmek için kalabalık grupları bir araya getirmedeki organizasyon gelişkinliğinin, kişisel sanatsal becerilerin ve ritüel itkilerin, bir çeşit sanat anlayışının ve arayışının varlığını ortaya koymaktadır.[10] Bu bulgular ışında bilim dünyası, avcı – toplayıcı toplulukların sosyokültürel yapısı hakkındaki hakim görüşleri gözden geçirmek zorunda olmaktadır.

Elde edilen sonuçları, sembolizm üzerine genel kabul gören görüşlerin de değişmesine neden olmuştur. Arkeolojinin bu konudaki geleneksel görüşü, ancak tarım devriminin (bkz. Neolitik Devrim) topluluklara bol ve güvenli besin kaynağı ve zaman sağladığını, bu sayede anıtsal bir mimari ve zengin bir sembolik anlatım geliştirebildikleri yönündeydi. Ne var ki Göbekli Tepe'yi yapanların tarımcı topluluklar olmadığı anlaşılmaktadır.[58] Bilim dünyası avcı – toplayıcı grupların küçük birimler olduğunu, her gün besin sağlamak için uğraşmak zorunda kaldıklarını ve sadece o günü kurtarabildiklerini kabul etmekteydi.[59] Bu gibi kült yapılarını inşaa etmek ve bu merkezleri amaçları yönünde kullanmak, kuşkusuz ki kalabalık bir grup insanı avcılıktan ve toplayıcılıktan bir süre için de olsa çekmeyi gerektirmektedir.[58] Kazı başkanı Klaus Schmidt ve ekibi, tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları kayalardan kesip çıkarmak, işlemek, yarım kilometreye yakın bir mesafeyi kat ederek Göbekli Tepe'ye getirmek ve yapıları inşaa etmek için en az 500 kişinin çalışmış olması gerektiğini düşünüyorlar.[59] Her şeyden önce bu insanların beslenmesi gerekmektedir. Bu durum göz önünde bulundurularak bu insanların ihtiyacı olan besin maddelerini sağlama gereğinin, tarımı keşfetme yönünde bu toplulukları zorladığı ileri sürülmektedir.[58][60] Gerçekten de III. Tabaka yapılarının daha sonra örtülmesinde kullanılan dolgu yığını içinde büyük sayılara ulaşan miktarda hayvan kemikleri bulunmaktadır. Bulunan hayvan kemiği parçalarının sayısı 100 bini geçmektedir.[25] Bu durum Göbekli Tepe'de çok fazla et tüketildiğini göstermektedir. Bu et tüketimi, çalışanların gereksinimini karşılamanın yanı sıra, burada düzenlenen ritüellerde yapılan şölenlerde, çevreden gelen insanların ihtiyacını karşılamış olabilir, hatta kurban törenlerinde kullanıldığı da düşünülebilir.[25] Bu durum kuşkusuz ki insanları daha geniş besin kaynakları aramaya itmiştir.[8] Bütün bunlar arkeolog Ian Hodder'in, sosyokültürel değişmelerin tarımdan önce gerçekleştiği tezinde ifade bulmaktadır.[58] Bu bağlamda, Göbekli Tepe buluntularının ışığında Neolitik Devrim'in çekirdek bölgesinin Levant olmaktan çok Toroslar'ın güney etekleri olabileceği sorgulanır olmuştur.[58]

Arkeologlarca üzerinde durulan diğer bir konu da bu yapıların inşaa edilmesinin gerektirdiği son derece karmaşık organizasyonun avcı – toplayıcı topluluklarca nasıl sağlanabildiği konusudur. Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Harald Hauptmann, bu organizasyona "dini" liderlerin önderlik ettiğini ileri sürmektedir. Bu durumda "seçkin" bir tabakalaşmanın bu toplumlarda ortaya çıkmış olduğunu kabul etmek gerekmektedir.[6][59] Klaus Schmidt de Göbekli Tepe'yi inşaa eden toplulukların tabakalı bir toplum olduğunu ifade etmektedir.[26] Oysa bilim dünyasında Göbekli Tepe'ye kadar hakim olan bakış açısı, karmaşık dinsel uygulamaların ve organizasyonun ancak tarımın hakim geçim tarzı olduğu topluluklarda ortaya çıktığı yönündeydi.[59] Ancak Göbekli Tepe bu yaklaşımı sorgulanmak zorunda bırakmaktadır. Gerçekten de bu denli anıtsal yapıları ortaya çıkaracak işgücünü, çevredeki avcı – toplayıcı gruplardan alarak çalıştırmak, ancak köklü bir inanç geçmişine dayanacaktır.[60]

Diğer yandan özellikle hayvan kabartmalarında dikkati ister istemez çeken bir ustalık vardır. Farklı bir ifadeyle sanat denebilecek bir üsluplaşma görülmektedir. "Uzman bir sanatçının elinden çıkmış, o üslubu bilen birilerinin yaptığı" eserler olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu sanatsal üslubun uzun bir geçmişinin olması gerektiği ortadadır.[61]

Öte yandan Göbekli Tepe'de bulunan bu sembollerin benzerleri, fakat daha küçük ölçekli olarak, Kuzey Irak ve Suriye'ye kadar yayılan bir bölgede yürütülen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Bu verilere dayanılarak Göbekli Tepe'nin Neolitik Dönem'de kültürel etkileşim açısından bir merkez olduğu ileri sürülmektedir.[6]

Düzenleme ve koruma

Göbekli Tepe, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun koruması altındadır. Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'nün 27.09.2005 tarihli ve 422 numaralı kararıyla I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilmiştir.[62]

Göbekli Tepe'de sürdürülen kazı çalışmalarının son birkaç senelik uygulamasında, yapıların ve bölgenin ortaya çıkarıldığı gibi korunmasına ve sergilenmesine yönelen çalışmalar geliştirilmiştir.[63] Duvarlar ve dikilitaşlar, kumaş, elenmiş toprak, ahşap konstrüksiyon ve tel örgü hatlarıyla korunmaya çalışılmaktadır.[64] Ancak yine de uzun dönemde yağmacılığın ve dış çevre koşullarının tehdidi, buradaki yapıların ve arkeolojik eserlerin özel olarak korunmasını gerektirmektedir. Bu gerekliliğin bir yanıtı olarak, Küresel Miraslar Fonu, 2010 yılında Göbekli Tepe'nin korunması için çok yıllıklı bir çalışma programı yapılacağın açıklamıştır. Bu yöndeki çalışmaların Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Şanlıurfa Belediyesi, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Alman Araştırma Fonu'yla işbirliği içinde yürütülmesi öngörülmektedir. Bu girişimde amaçlanan, ortaya çıkarılan yapıların ve çevresinin yönetimi için yeterli bir düzenlemenin oluşturulmasına, uygun gelecek bir koruma planının belirlenmesine, sergilenecek eserlerin hava koşullarından korunmasını sağlayacak bir koruma örtüsünün yapılmasına destek olmak ve gerekli girişimleri yapmaktır.[4] Bu çerçevede proje ekibi için gereken tesislerin, ulaşım hatlarının ve park yerlerinin, ziyaretçi alanlarının yapımı, durumun gerektirdiği kadar geniş anlamda turizm altyapısının geliştirilmesi planlanmaktadır.[65]

Kaynakça

  1. Haliliye Belediyesi Göbeklitepe tanıtım
  2. 1 2 TAY – Yerleşme Ayrıntıları
  3. kulturvarliklari.gov.tr
  4. 1 2 3 Global Heritage Fund – Göbekli Tepe, Turkey
  5. 1 2 3 gobeklitepe.info – Anasayfa
  6. 1 2 3 4 5 6 7 Unesco – World Heritage List, The Archaeological Site of Göbeklitepe
  7. 29. Kazı Sonuçları Toplantısı (2007), cilt 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2006 Yılı Raporu Sh.: 423
  8. 1 2 O. Dietrich, Ç Köksal-Schmidt, J. Notroff, K. Schmidt, Önce Kutsal Alanlar Sonra Kentler Kuruldu Sh.: 76
  9. 1 2 3 DAI - Deutsches Archäologisches Institut
  10. 1 2 3 whc.unesco.org The Archaeological Site of Göbeklitepe
  11. 1 2 32. Kazı Sonuçları Toplantısı, (2010) Cilt 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2009 Yılı Raporu, Sh.: 214
  12. Şanlıurfa Müzesi
  13. 1 2 3 4 5 TAY – Yerleşme Dönem Ayrıntıları
  14. 30. Kazı Sonuçları Toplantısı (2008) Cilt 3 Klaus Schmıdt, Göbekli Tepe Kazısı 2007 Yılı Raporu Sh.: 169
  15. 1 2 3 4 5 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 241
  16. Serap Özdöl, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağda Güneydoğu Anadolu'da Din ve Sosyal Yapı Sh.: 179
  17. Serap Özdöl, Sh.: 190
  18. Paradise Regained
  19. 1 2 3 4 urfakultur.gov.tr
  20. 1 2 3 4 5 6 7 Şanlıurfa Valiliği
  21. O. Dietrich, Ç Köksal-Schmidt, J. Notroff, K. Schmidt, Establishing a Radiocarbon Sequence for Göbekli Tepe Sh.: 3
  22. 1 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 240
  23. O. Dietrich, Ç Köksal-Schmidt, J. Notroff, K. Schmidt, Establishing a Radiocarbon Sequence for Göbekli Tepe Sh.: 40
  24. 1 2 3 4 29. Kazı Sonuçları Toplantısı (2007), cilt 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2006 Yılı Raporu Sh.: 417
  25. 1 2 3 Brian Haughton, Göbekli Tepe – The World's First Temple
  26. 1 2 3 Klaus Schmidt - Göbeklitepe – Dünyanın İlk Tapınağı belgeseli
  27. Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 239 - 240
  28. O. Dietrich, Ç Köksal-Schmidt, J. Notroff, K. Schmidt, Önce Kutsal Alanlar Sonra Kentler Kuruldu Sh.: 71
  29. 31. Kazı Sonuçları Toplantısı Cilt 1 (2009) Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2008 Yılı Raporu Sh.: 243
  30. Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs, Sh.: 242
  31. Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs, Sh.: 243
  32. 1 2 3 gobeklitepe.info Tapınaklar
  33. Kazı Sonuçları Raporları
  34. O. Dietrich, Ç Köksal-Schmidt, J. Notroff, K. Schmidt, Establishing a Radiocarbon Sequence for Göbekli Tepe Sh.: 36
  35. 31. Kazı Sonuçları Toplantısı Cilt 1 Sh.: 248
  36. 1 2 32. Kazı Sonuçları Toplantısı Cilt 2 (2010) Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2009 Yılı Raporu Sh.: 211
  37. Serap Özdöl, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'da Güneydoğu Anadolu'da Din ve Sosyal Yapı Sh.: 181
  38. 31. Kazı Sonuçları Toplantısı Cilt 1, Sh.: 249
  39. 32. Kazı Sonuçları Toplantısı, (2010) Cilt 2, Sh.: 211, 212
  40. 33. Kazı Sonuçları Toplantısı, cilt 3 (2011) Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2010 Yılı Raporu Sh.: 322
  41. Adrew Collins, Göbekli Tepe: Who Built It, When, and Why? Sh.: 1
  42. 32. Kazı Sonuçları Toplantısı, (2010) Cilt 2, Sh.: 214
  43. Andrew Collins, Göbekli Tepe … Sh.: 2
  44. 1 2 Önce Kutsal Alanlar Sonra Kentler Kuruldu, Sh.: 71, 72
  45. 1 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 244
  46. megalithic.co.uk
  47. 1 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 245
  48. 1 2 Önce Kutsal Alanlar Sonra Kentler Kuruldu, Sh.: 72
  49. Önce Kutsal Alanlar Sonra Kentler Kuruldu Sh.: 70, 71
  50. 1 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries. New results of ongoing excavations with a special focus on sculptures and high reliefs (2010) Sh.: 246
  51. 30. Kazı Sonuçları Toplantısı, Sh.: 165 - 166
  52. 1 2 30. Kazı Sonuçları Toplantısı, Sh.: 171
  53. 34. Kazı Sonuçları Toplantısı, cilt 1 (2012) Klaus Schmıdt, Göbekli Tepe Kazısı 2011 Yılı Raporu Sh.: 253
  54. Tolga Fahri Çakmak, İnanç Turizminde Göbekli Tepe'nin Yeri
  55. 33. Kazı Sonuçları Toplantısı, Sh.: 325
  56. 1 2 29. Kazı Sonuçları Toplantısı (2007), cilt 2 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe Kazısı 2006 Yılı Raporu Sh.: 422
  57. Klaus Schmidt (2000), Göbekli Tepe – Southeastern Turkey, A Preliminary Report on the 1995-1999 Excavations Sh.: 47, 48
  58. 1 2 3 4 5 Andrew Curry, Seeking the Roots of Ritual
  59. 1 2 3 4 Sandra Scham, The World's First Temple
  60. 1 2 Klaus Schmidt (2000), Göbekli Tepe – Southeastern Turkey, A Preliminary Report on the 1995-1999 Excavations, Sh.: 48
  61. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan - Göbeklitepe – Dünyanın İlk Tapınağı belgeseli
  62. Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı
  63. Göbekli Tepe Newsletter 2014 Sh.: 4
  64. 33. Kazı Sonuçları Toplantısı, Sh.: 328
  65. Göbekli Tepe Project Summary

Kaynaklar

Dış bağlantılar

Videolar
This article is issued from Vikipedi - version of the 7/5/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.