Osmanlı döneminde Bulgaristan

Osmanlı döneminde inşa edilmiş Banyabaşı Camii, Sofya

Bugaristan'ın Osmanlı hakimiyetinde olduğu dönem, 14. yüzyılın sonlarından Bulgaristan Prensliği'nin kurulduğu 19. yy'ın sonlarına kadar devam etmiştir.

Osmanlı'nın Bulgaristan'ı fethi

14. yy'ın ortalarına doğru Meriç Vadisi'ne akınlar düzenleyen Osmanlılar 1362'de Plovdiv'i, 1382'de Sofya'yı ele geçirdiler. Bulgaristan'ın son çarı olan İvan Şişman 1371'de Osmanlı sultanı I. Murad'ın vasalı olduğunu açıklamak zorunda kaldı. 1389'da, Sırp, Bosna ve Hırvat güçlerinin Kosova Savaşı'nda bozguna uğramaları bütün Balkan Yarımadası'nın kaderini değiştirdi. Bu çarpışmadan sonra Osmanlılar İvan Şişman'ın üzerine yöneldiler ve başkent Tırnova'yı üç ay süren bir kuşatmadan sonra 1393'te ele geçirdiler. 1396'da Vidin de Osmanlıların eline geçince Bulgar bağımsızlığının son kalıntısı da ortadan kalkmış oldu.

Osmanlı egemenliği

1396'dan 1878'e kadar süren beş yüzyıllık Osmanlı egemenliği Bulgaristan'ı büyük ölçüde değiştirdi. Pek çok soylu İslam dininin kabul ederken halkın bir bölümü Tuna'nın kuzeyine kaçtı. Osmanlılardan kaçan halk dağlık yörelerde yeni yerleşim birimleri kurdu. Balkanlar'ın güneyindeki ve kuzeyindeki ovalarda Türk kolonileri kuruldu.

Eskiden Bulgar çarlarının yönetiminde olan bütün topraklar Rumeli Beylerbeyliği'ne bağlandı. Bulgar toprakları eyaletlere, bunlar da sancaklara bölündü. Boyarlarınınkinin yerine yeni bir feodal sistem yerleştirildi. Tımarlar Osmanlı komutanlar ve Osmanlılarla işbirliği yapan Bulgar soylularına dağıtıldı. Hıristiyan halk imparatorluk hazinesine, başta cizye olmak üzere bir dizi vergi ödemek zorundaydı. Ayrıca tarımsal ürününün onda biri vergi olarak öşür adı altında feodal bey tarafından toplanıyordu. 10-18 yaşlarındaki erkek çocukların bir bölümü devşirilerek İstanbul'a götürülüyor ve kapıkulu olarak yetiştiriliyordu. Bulgar köylüsünün durumunun Osmanlı yönetimi altında kötüleştiği söylenemez. Her şeyden önce, Hıristiyanlara askerlik zorunluluğu yoktu. Dinleri ve dilleri konusunda sistemli bir baskı ya da yok etme çabası görülmüyordu. Belirli sınırlar içinde eski yerel yönetimlerini korumalarına ve kilisenin miras ile aile ilişkilerine ilişkin yargı yetkisini sürdürmesine izin veriliyordu. Ayrıca, başta tüccarlar ve madenciler olmak üzere toplumun belli kesimleri bazı ayrıcalıklardan yararlanıyordu. Osmanlıların güçlü olduğu dönemde ticaret gelişti, iyi yollar inşa edildi. 17. yüzyılın sonuna değin yalnızca bir ciddi ayaklanma girişimi görüldü.

1683'teki başarısız II. Viyana Kuşatması'ndan sonra Osmanlıların gücü zayıfladıkça Balkanlar'da anarşi yayıldı.18. yüzyılın sonlarına doğru da Osmanlı yönetimine meydan okuyan asker kaçaklarının, haydutların ve Kırcalıların baskıları durumu daha da kötüleştirdi. 1794'te Vidin'de Pazvandoğlu Osman (1758-1807) adlı bir feodal bey bağımsızlığını ilan etti.

Bulgar Ulusal Uyanışı

Rusya'nın, Balkanlardaki Ortodoks Hıristiyanların koruyucusu olduğu iddiası 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nda resmen yer aldı. 18. yüzyılın sonlarında, Bulgarlar dini bakımdan Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne, siyasi olarak Türklere tabi idiler. Rum Kilisesi, Bulgarları Rumlaştırmaya çalışırken, varlıklı ve eğitimli Bulgarlar, kendilerini Rum sayıyorlardı.[1] 19. yüzyılın başlarında Avrupa'da bir Bulgar halkının varlığı pek bilinmiyordu çünkü coğrafi konumları dolayısıyla Hıristiyanlıktan soyutlanmış biçimde yaşıyorlardı.

Bulgaristan'daki ulusal hareket Bulgar azizleri ve çarları üzerine bir kitap (1762) yazan keşiş Paisiy ve piskopos Sofroniy tarafından başlatıldı. 1824'ten sonra çağdaş Bulgar diliyle yazılmış bazı yapıtlar ortaya çıktı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonraki yıllarda Rus Pan-Slavistler ile Bulgarlar arasındaki ilişkiler gelişmeye başladı.[1] 1835'te Gabrovo'da ilk Bulgar okulu açıldı. On yıl içinde 50 kadar Bulgar okulu ve beş Bulgar basımevi etkinlik göstermeye başladı. Bu kültürel gelişme Yunan din adamlarının etki ve otoritesine karşı bir hareketin doğmasını sağladı. 1828'den sonra zaman zaman askeri ayaklanmalar görüldü. Bu ayaklanmaların önderleri arasında Georgi Mamarçev, Georgi Rakovski, Panayot Hitov, Hacı Dimitr ve Stefan Karaca bulunuyordu. Kırk yıl boyunca Bulgar milliyetçiliğinin öncüleri Yunan etkisinden bağımsız, özerk bir kiliseye sahip olmak için mücadele verdiler. 28 Şubat 1870'te Osmanlı sultanı Abdülaziz bir ferman yayımlayarak Bulgaristan piskoposluğunun, aralarında Niş, Pirot ve Veles de bulunan 15 bölge üzerinde yetki sahibi olduğunu açıkladı. İlk piskopos Şubat 1872'de seçildi.

1860'lardan sonra Romanya'daki gizli Bulgar örgütleri ülkenin bağımsızlığını kazanmasını sağlayacak genel bir ayaklanma başlatmak için hazırlıklara giriştiler. Bu örgütlerin önderleri arasında Vasil Levski, Hristo Botev ve Lyuben Karavelov bulunuyordu. Bunlardan Levski yakalandı ve öldürüldü. Ayaklanma Mayıs 1876'da, hazırlıklar henüz tamamlanmamışken başladı. Filibe sancağı dışında pek yayılmayan ayaklanma şiddetli bir biçimde bastırıldı. Büyük devletler bu duruma seyirci kaldılar ama Sırbistan bir ay sonra, Rusya ise Nisan 1877'de Osmanlılara savaş ilan etti (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı).

Çatalca'ya kadar ilerleyen Rusya Bulgarların hemen hemen bütün isteklerini karşılayan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nı Osmanlılara zorla kabul ettirdi. Pirot, Üsküp, Ohri, Dibar (Debre), Kastoria (Kesriye) ve Vranje'yi (Vranya) içine alan ve Balkan Yarımadasının beşte üçünü kapsayan yaklaşık 4 milyon nüfuslu bir Bulgar Prensliği kuruldu.

Kaynakça

  1. 1 2 Nahit Dinçer, Bulgar İhtilalinin hazırlanmasında dış güçlerin yardımı ve kültürel faaliyetler

Ayrıca

This article is issued from Vikipedi - version of the 3/6/2016. The text is available under the Creative Commons Attribution/Share Alike but additional terms may apply for the media files.